Rojava: Bir Demokratik Özerklik Deneyimi-I

0 Posted by - 09/04/2017 - Röportaj

Yasin Duman, 2013 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden ve 2015 yılında Sabancı Üniversitesi Çatışma Analizi ve Çözümü Yüksek Lisans Programı’ndan mezun oldu. Etnik gruplar arası çatışma ve barış, ayrımcılık ve asimilasyon politikaları ve özerklik üzerine araştırmalar yapmaktadır. Sabancı Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi doktora programına devam etmektedir. Duman’la gerçekleştirdiğimiz röportajın 1. bölümünü paylaşıyoruz.

Röportaj: Engin Demir

 

DEMOS: Rojava’daki demokratik özerklik deneyimi ile ilgili araştırma yapma fikri nasıl ortaya çıktı? Çalışmanızın sonunda genişçe anlattığınız konuyu başta sormuş olayım. ‘Üçüncü Yol’ politikasını geldiğimiz nokta itibari ile Kürtler açısından nasıl yorumlarsınız?

Duman: Suriye savaşının başlarında sadece iki taraftan söz ediliyordu: Esad ve Suriye Muhalefeti. Kürtler ise savaşa dahil olan bütün tarafların ‘gölgesinde’ kaldı ama yavaş yavaş başta silahlı sonra da sosyo-politik ve ekonomik alanda örgütlendi. Kürtlerin nasıl bir rol oynayacağını ve ne derece etkili olacağını kestirmek zordu fakat yine de Eylül 2013’te başladığım Çatışma Analizi ve Çözümü yüksek lisans programında tezimi bu konuda yazmaya karar verdim. Bunun iki temel nedeni vardı. Birincisi; Kürtler’in Mexmûr (Mahmur), Qendîl (Kandil) ve bunların çevresindeki küçük yerleşim alanları haricinde ilk defa oldukça geniş bir coğrafyada ve yüzbinlerce insanın yaşadığı bir çatışma bölgesinde Demokratik Özerklik tezini hayata geçirmeye çalışmasıydı. PKK lideri Öcalan ve PKK çizgisini benimseyen Kürt Siyasi Hareketi için Demokratik Özerklik, Ortadoğu’da yaşanan etnik, dinî, siyasî ve ekonomik problemlerin çözümüne katkı sağlayabilecek bir yerinden yönetim modelidir. Bu modelin sınırlarını ve imkanlarını şimdilik en iyi Rojava’da görebiliyoruz.

İkinci neden ise özerkliğin çatışma çözümü ve barış inşasında önemli bir yer teşkil etmesiydi. Kitapta da yer aldığı gibi dünyanın farklı bölgelerinde bölgesel, siyasal, kültürel ve grup özerklikleri ile uzun yıllar süren etnisite ve din temelli çatışmalara son verilebiliyor. Elbette çatışmaların yapısı ve süresi, tarafların ihtiyaçları ve talepleri, oluşturulan özerk bölgeler ile merkezi yönetimler arasındaki sosyo-politik ilişkiler ve ekonomik dengeler bu özerkliklerin çatışma çözümünde ve barış inşasında ne derece etkili olduğunu önemli ölçüde belirliyor. Bu anlamda Rojava’nın oldukça karmaşık bir yapıya sahip olduğunu ve birçok modelden oldukça farklılaştığını söylemek mümkün. Örneğin Rojava’nın Kürdistan’ın diğer bölgelerinden ve bölge devletlerinin politikalarından bağımsız düşünülemeyecek bir dinamiğe sahip olması ve politik şiddetin etnik ve dini farklılıklar üzerinden gittikçe arttığı bir coğrafyada bu farklılıkları birarada yaşatabilme iddiasının olması; bu modeli diğerlerinden ayıran temel iki özellik. Bu anlamda kıyaslama konusunda birebir Rojava’ya benzer bir model bulmak oldukça zor. Fakat kitapta da yer yer bahsettiğim gibi Rojava’nın Demokratik Özerklik modeli ana hatlarıyla biçimsel olarak birçok özerklik modeli ile benzerlik gösterirken, örgütlenme yapısına, dahili ve bölgesel dinamiklerine bakıldığında farklılıklar gözlemleniyor.

Güncel duruma baktığımızda ise ‘Üçüncü Yol’ politikasının Suriye iç savaşında önemli bir alana nüfuz ettiğini söyleyebiliriz. Öncelikle Rojava’daki siyasi idare kendisini çok geniş bir alanda başta askeri ve siyasi olarak örgütlemiş durumda. IŞİD’ten alınan bölgelerde yaşayan insanların Rojava kantonlarına benzer şekilde sosyo-politik örgütlenmeye gitmesi ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) çatısı altında savunma birlikleri kurması bunun en somut örnekleri. Bununla beraber, Kuzey Suriye Federasyonu ismiyle yeniden yapılanma çabası ise bu politikanın hem iç dinamikleri hem de coğrafyası açısından daha kapsayıcı bir aşamaya ulaşmasının amaçlandığına işaret ediyor. Rojava’nın Rusya ve ABD ile askerî ve Avrupa ülkeleri ile diplomatik ilişkiler geliştirmesi uluslararası alanda özellikle IŞİD’e karşı mücadelede önemli bir aktör olduğunu gösterirken hayata geçirmeye çalıştığı Demokratik Özerklik projesinin hedefinin ne olduğunu anlatabilme imkânı buldu. Bu anlamda Kürtlerin öncülüğünde gelişen bu siyasi yapı bir yandan sahada askerî bir güç olmaya devam ederken federal bir yönetim olarak Suriye içinde ve uluslararası alanda tanınmayı sağlamaya çalışıyor. Türkiye’nin bütün itirazlarına rağmen Rusya’nın, Kürtlerin Cenevre görüşmelerine katılması yönündeki ısrarı ve ABD’nin SDG’yi desteklemesi bu çabanın sonucudur. Sahada olan bütün güçler açısından askerî hamlelerin bir sınırı var ve Rojava-Kuzey Suriye Federasyonu’nun kaderini belirleyecek olan da hem Suriye içinde hem de bölgesel ve uluslararası alanda geliştireceği güçlü ittifaklar ve diplomatik ilişkiler. İçeride, bölgede ve uluslararası alanda elde edeceği meşruiyet ve destek, bir bütün olarak Kürdistan’ın statüsünü belirleyen temel faktör olacaktır.

DEMOS: Çalışmanızda dünyadaki özerklik model ve deneyimleri ile Rojava’daki demokratik özerklik deneyimini literatür açısından karşılaştırıyorsunuz. Bu karşılaştırma ışığında, benzerlikler ve farklılıklar açısından size göre en çarpıcı noktalar nelerdir? 

Duman: Daha önce değindiğim gibi birebir Rojava’ya benzer bir model bulmak oldukça zor. Fakat Rojava’nın Demokratik Özerklik modeli ana hatlarıyla birçok özerklik modeli ile benzerlik gösteriyor. Örneğin kantonlar şeklinde örgütlenmesi, farklı dillerin eğitimde ve sosyo-politik alanlarda kullanılması gibi. Fakat örgütlenme yapısına ve dahili ve bölgesel dinamiklerine bakıldığında ise farklılıklar göze çarpıyor. Ayrıca Rojava, günümüzün birçok özerklik deneyiminin aksine bağımsız bir ulus-devlet kurmayı amaçlamıyor. Aksine tarihsel olarak bir arada yaşamış farklı etnik ve dini kimliklerden insanlarla kendi yerelinde oluşturulacak özerk birimlerle koordinasyon içinde konfederal bir yapı öngörüyor. Bulunduğu coğrafyada farklılıkları dışlama ve kendi ulusal değerleriyle bir inşadan ziyade bütün ulusların tanındığı ve ortak kabul edildiği bir siyasi idare geliştiriyor. Şüphesiz Demokratik Özerk yonetimlerin politik ve askerî olarak ‘egemen’ olduğu alanlarda Rojava’yı ve özerk yönetimleri meşru görmeyen ve benimsemeyen aktörler ve örgütler de var. Bu anlamda tam bir sosyo-politik bir uzlaşı sağlayabilmiş değil. Bu durum, şu an sahadaki bütün taraflar için geçerli olsa da onlar arasında Rojava, en azından kendi içinde, önemli bir başarı sağlayabilmiş durumda.

Çin’de yerel dillerin tamamında olmasa da anadilde eğitim hakkının tanınması, federal bir yapıya sahip Belçika’da Flamanlar ve Walonlar’ın toplumsal yaşamın her alanında ve siyasi idarede kendi dillerini kullanabilmesi, Bask bölgesinde yerel halkın kendi güvenlik gücüne sahip olması Rojava’daki model ile benzerlik teşkil ediyor. Rojava’yı diğerlerinden farklı kılan ise, örgütlenme yapısı ve siyasal hedefi. Rojava, özerkliği kendi bölgeleri ile sınırlı tutmak yerine Suriye geneline yayılacak bir sosyo-politik örgütlenmeyi amaçlıyor. Mevcut koşullar buna imkân tanıyor; ama başka birçok özerklik modelinde yönetimler ve iddialar genellikle verili bir bölge ile sınırlı kalıyor. Bu anlamda Rojava ciddi bir farklılık gösteriyor.

DEMOS: Rojava’daki demokratik özerklik deneyimini “bir savaşın ortasında ilan ve inşa edilen özerk bir yönetim” olarak tanımlıyorsunuz. Böyle bir yönetim, çatışma çözümü ve barış inşasında nasıl bir rol oynayabilir?

Duman: Rojava deneyimi çatışma çözümü ve barış inşasında çok önemli imkanlar sunuyor. Birincisi, farklı etnik ve dinî aidiyetlere sahip insanların hangi amaçlar ve yöntemler etrafında biraraya gelebileceğine, bir yandan kendilerini savunurken diğer yandan bu aidiyetlerle birarada nasıl yaşayabileceklerine dair güçlü bir perspektif sunuyor. İkincisi, ülkenin büyük bir kısmında farklı etnik ve dinî gruplardan insanlar gittikçe artan bir şiddet sarmalının içinde hayatını kaybederken veya göç etmeye zorlanırken, Rojava’da bu gruplar arasında olası çatışmaların önlenmesi ve kalıcı bir barış ortamının kurulmasına yönelik çalışmalar yürütüldü. TEV-DEM (Demokratik Toplum Hareketi), Barış ve Uzlaşma Komiteleri, Halkların Kardeşliği Meclisleri, Yaşlı Heyetleri gibi toplumun farklı kesimlerinin yer aldığı ve aşiretler, aileler ve bireyler arası muhtemel çatışmaları ve kan davalarını önlemeyi amaçlayan yerel örgütlenmeler oluşturuldu. Ayrıca bu alandaki literatüre bakıldığında, barış inşasının genellikle çatışma sonrası bir süreç olduğu ve çoğunlukla merkezi bir yönetim tarafından ve bazen de uluslararası tarafların desteğiyle ve denetimiyle sağlanmaya çalıştığını görüyoruz. Oysa Rojava’da bu süreç kendiliğinden ve yerelden başladı ve bu şekilde devam ediyor. Rojava’nın elbette buna ihtiyacı vardı, çünkü aksi durumda sahada bu kadar ilerleme katedemezdi. Bu yönüyle mevcut çalışmalara önemli bir bakış açısı sundu ve barış inşasının salt çatışma sonrası bir süreç olmadığını, savaş koşullarında hangi yöntemlerle nasıl bir barış inşa edilebileceğini gösterdi.

Rojava bu anlamda örnek alınacak birçok özelliğe sahip ve bu yönde ilerleme sağlanmasının belli nedenleri var. Birinci neden, yerelde barışın inşasında çalışan kurumlara ve gruplara bir müdahalenin söz konusu olmamasıydı. Böylelikle, hızlı ve etkili bir şekilde örgütlenerek 40-50 yıllık davaları çözüp, yenilerinin ortaya çıkmasını engellemek istediklerinde herhangi bir kısıtlama veya engelle karşılaşmadılar. İkinci nedense, bireylerin, grupların, ailelerin ve aşiretlerin güvenini kazanabilmeleriydi. Suriye rejiminin mahkemeleri hala varlığını koruduğu halde insanlar sorunlarını çözmek için Rojava’daki yerel kurumların ve grupların arabuluculuğunu tercih ettiler. Üçüncü nedense, işlenilen ‘suçlar’ ve sebep olunan hak ihlalleri nedeniyle ağır cezalar vermek yerine uzlaşıyı esas alarak, mağduriyetleri gidererek ve daha büyük çatışmaları engelleyerek topluluklar ve bireyler arası barışı veya çatışmasızlığı korumayı temel amaç edinmeleriydi. Rojava’daki bu yapılar bütün sorunları başarıyla çözemediler elbette ve bütün çabalara rağmen yine de çatışmalar yaşandı fakat etnik ve dinî gruplar arasında Suriye’nin geri kalanına kıyasla çok daha az çatışma yaşandığını rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz.

 

Fotoğraf: Yasin Duman

DEMOS: Rojava’da YPJ’nin varlığı ile birlikte kadınların devrimdeki rolü daha görünür hale geldi. Peki Rojava’da toplumsal, siyasal, ekonomik yaşamda kadın örgütlenmelerinin yeri nedir?

Duman: Araştırma sırasında da çok sık dile getirildiği gibi YPJ Rojava’daki kadınların hak ve özgürlük mücadelesinin en temel yapısını oluşturuyor. Toplumsal, siyasal ve ekonomik alandaki örgütlenme ise YPJ’den alınan güç ve ilham ile önemli bir seviyeye ulaştı. Rojavalı kadınların birçoğu şöyle düşünüyor: ‘Kadınlar silahlı mücadelede kendilerini ispat ettiler, neden diğer alanlarda da başarı elde edemesinler?’ Rojava Toplumsal Sözleşmesi, kadınların farklı alanlarda bazen ortak bazen de kendilerine özgü örgütlenmesine imkân tanıyor. Tamamı kadınlardan oluşan savunma birlikleri, kooperatifler, komünler, akademiler ve gençlik birliklerinin özgün örgütlenmeleri; özerk yönetimin kurumlarında ve il, ilçe, köy ve mahalle düzeyinde oluşturulan toplumsal örgütlenmeler de kadınların eşit temsil oranıyla katıldığı ve yönetiminde eşit derecede söz sahibi olduğu ortak yapıları oluşturuyor. Bir önceki soruda olduğu gibi, Rojava’da kadın hakları ve özgürlükleri tamamen garanti altına alındı ve karşı karşıya kaldıkları hiçbir sorun kalmadı gibi bir iddia elbette doğru olmaz; çünkü azaldığı söylense de hak ihlalleri devam ediyor. Bu amaçla yeniden farklı şekillerde örgütlenmeler geliştiriliyor. Fakat bu alandaki eksikliklere rağmen ortada önemli bir hakikat var: Kadınlar Rojava’da kendilerini ve farklı toplumlarda benzer şekillerde var olan cinsiyet ilişkilerini kendi lehlerine olacak şekilde dönüştürmeye kararlılar ve ödenecek bütün ağır bedellere rağmen bunu yapmaya devam ediyorlar.

DEMOS: Çok etnisiteli ve çok dinli bir coğrafya olan Ortadoğu, devletler eliyle milliyetçi boğazlaşmanın zemini haline getirildi. Rojava’daki demokratik özerklik yönetimi etnik ve dini çatışmaların önüne geçmek için yasal ve pratik anlamda ne gibi önlemler alıyor?

Duman: Yasal anlamda Toplumsal Sözleşme önemli bir tedbir oluşturuyor. Günlük yaşamda doğru, eksiksiz ve tarafsız bir şekilde uygulanması çatışmaların önlenmesine katkı sunabilir. Sözleşme hazırlanırken, ki Kuzey Suriye Federasyonu için de geçerli bu, toplumsal bütün yapıların önerileri alındı ve ortak bir kararla hazırlandı. Şimdiye kadarki en demokratik, en kapsayıcı ve en etkili çözüm olduğunu iddia edemeyiz belki ama kapsayıcı, ortaklaştırıcı ve bütünleştirici olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin 31. Madde’nin (c) bendi ‘Êzidîlik inancı ayrı bir inançtır. Êzidîler her türlü toplumsal ve dinî inançlarını yaşama hakkına sahiptir’ diyor. Benzer şekilde her etnik grubun kendi kültürü, gelenekleri, sembolleri ve dilleriyle kendilerini özerk yönetimler içerisinde örgütleme hakkı tanınıyor. 47. Madde’de özerk yönetimlere üyeler belirlenirken kentlerin ve bölgelerin nüfus oranları göz önünde bulunduruluyor. Bu şekilde bütün toplumsal kesimlerin belirli oranlarla yönetime katılması garanti altına alınıyor. 91. Madde (b) bendi ‘inanç özgürlüğüne sınır tanınmaz. Yönetimler tüm din, inanç ve mezheplere saygılıdır. Yönetimler ibadet özgürlüğünü savunur’ diyor. Tekrar etmekte fayda var: bütün bu maddeler günlük yaşamda doğru, eksiksiz ve tarafsız bir şekilde uygulanırsa ancak çatışmaların önüne geçebilir. Aksi takdirde Türkiye’de ve dünyanın başka birçok bölgesinde gördüğümüz gibi, anayasal maddeler belirli gruplara katı bir şekilde uygulanırken bazılarını hiçbir koşulda etkilemeyecektir. Bu da elbette toplumsal bir ayrımcılık ve hukuksuzluğa sebep olur.

Pratik alanda ise yukarıda bahsettiğim ve gruplar arası çatışmayı önlemeye ve toplumsal barışı sağlamaya çalışan kurumlar ve gruplar var. Ortadoğu’da uzun yıllar süren etnik ve dini çatışmalar nihayetinde Suriye’ye de yansıdı ve siyasetin temellerinden biri haline geldi. Yıllarca süren Şii-Sünni çatışması ve Arap milliyetçiliğinin baskısı, insanlar arasında derin ayrılıklar ve çatışmalara sebep oldu. Rojava’da yaşayan insanların bunun etkisinden tamamen kurtulması, toplumsal algıları dönüştürmek ve sıkça ifade edilen ‘ortak yaşamda birleşmek’ elbette kolay değil.

DEMOS: Sizin de vurguladığınız gibi Rojava’daki deneyim felsefi ve politik olarak Öcalan’ın demokratik konfederalizm fikirlerine dayanmaktadır. Ulus devlet çağında ve adeta 3. Dünya Savaşı’nın yaşandığı bir coğrafyada, devlet karşıtı bir perspektifle toplumu örgütleme konusunda yaşanan zorluklara dair ne gibi gözlemleriniz oldu? Pratik sorunları göz önünde bulundurarak, yönetimin en fazla enerji harcadığı konular ve alanlar hakkında neler söylersiniz?

Duman: Benim Öcalan’ın fikirlerinden anladığıma göre, demokratik konfederalizm devletin toplumsal hayattaki etki alanını küçültmeye çalışırken, toplumu kendi kendini idarede söz sahibi yapmayı amaçlıyor. Fakat mevcut koşullarda devlete tamamen karşı çıkmanın veya devleti ortadan kaldırmanın pek de gerçekçi olmadığını ve ulus-devlet ile demokratik toplumun belirli ilkeler çerçevesinde birarada var olabileceğini ifade ediyor. Bazen bunu ‘az devlet, çok toplum’ şeklinde özetliyor ve devletin çıkmaza girdiği veya çözümsüz bıraktığı alanlarda toplumsal müdahalelerle sorunların aşılmasını ve çözüm geliştirilmesini öneriyor. Bunu gerçekleştirebilmek de şu an Rojava’da mümkün. Çünkü ortada bir devlet otoritesi yok ve olmaya devam ettiği alanlarda da yerelde gelişen askerî ve sosyo-politik örgütlenme devleti çok ciddi bir şekilde kısıtlamış durumda. Bu anlamda ‘az devlet, çok toplum’ ifadesi pratiğe yansıyor. Rojava, ambargodan ve saldırılardan ciddi anlamda etkilendi. Çöken veya içeride hâkimiyet alanı ciddi oranda zayıflayan devletin yerine bir alternatif geliştirmek, hem de ambargo ve saldırılara rağmen, oldukça zor bir süreçti. Bunlara belirsizlik ve geçim sorunu da eklenince binlerce insan göç etti veya göç etmek zorunda kaldı. Bütün bunlarla baş edebilmek için enerjinin büyük bir kısmı savunmaya ve yerel yönetimlerle halkı alanda tutabilmeye harcandı. Savunmasız ve kendi ihtiyacını karşılayamayan bir toplumsal kesimi bir yerde tutmak pek mümkün değil, özellikle hemen yakınında görece ‘daha güvenli’ olduğu düşünülen alanlar varsa bu daha da zordur.

Rojava’yı, devlete alternatif geliştirdiği için devlet olarak görmek mümkün mü? Aslında hem evet hem de hayır diyebiliriz. Devlet olabilmenin dört temel koşulundan bazılarını kısmen karşılıyor. Saldırı altında olsa ve henüz coğrafik bir bütünleşmeden söz edemesek de bir alanda kurulu ve bu alanda kısmî bir hakimiyeti var. Tamamı olmasa da kendisini destekleyen, ordusuna katılan ve vergi veren bir nüfusu var. Son olarak uluslararası alanda (Birleşmiş Milletler tarafından örneğin) tanınmamış olsa da Avrupa’da ve Ortadoğu’da diplomatik ilişkiler geliştirdiği birçok devlet var. Alan araştırması Rojava’daki özerk yönetimin pratiklerini anlamayı amaçlıyordu. Fakat özerk yönetime katılanlar için Öcalan kurucu ulusal lider, YPG/YPJ ulusal savunma ordusu, TEV-DEM’in sarı-kırmızı-yeşil bayrağı ulusal bayrak, Ey Reqîb ulusal marş ve Kürtçe eğitim ulusal müfredat olarak algılanıyor. Yöneticilerin büyük bir kısmına göre Rojava, Kürdistan’ın bir parçası fakat idari açıdan Suriye devleti içerisinde yer alacak. Dolayısıyla Rojava, büyük oranda topluma dayanan ama kısmen de devleti içeren bir yapı ortaya koyuyor. Kuzey Suriye Federasyonu, demokratik ulus pratiğinin daha kapsayıcı olması ve bir Kürt ulus devleti yerine bütün etnik grupların temsil edildiği bir yerel yönetim kurulmasını amaç ediniyor. Bu elbette birçok değişikliği beraberinde getirecek. Özerk yönetimin nasıl bir yol izleyeceğini yakın bir zamanda görebiliriz. Bu da Kürt Siyasi Hareketinin devletli bir yapıyı mı yoksa toplumsal bir yapıyı mı daha fazla ön plana çıkardığını net bir şekilde gösterecektir.

 

Röportaj için teşekkür ederiz.