ROJAVA: Bir Demokratik Özerklik Deneyimi-II

0 Posted by - 20/04/2017 - Röportaj

Yasin Duman, 2013 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden ve 2015 yılında Sabancı Üniversitesi Çatışma Analizi ve Çözümü Yüksek Lisans Programı’ndan mezun oldu. Etnik gruplar arası çatışma ve barış, ayrımcılık ve asimilasyon politikaları ve özerklik üzerine araştırmalar yapmaktadır. Sabancı Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi doktora programına devam etmektedir. Duman’la İletişim Yayınları’ndan çıkan kitabı üzerine yaptığımız röportajın devamını okuyabilirsiniz.

Röportaj: Engin Demir

 

 

DEMOS: Rojava’daki komünler, halk meclisleri, kadın eğitim ve bilim merkezleri, akademiler, kooperatifler, barış ve uzlaşı komiteleri gibi toplumsal örgütlenme birimlerinin kuruluş mantığını, bu birimlerin karar alma süreçlerine nasıl dahil olduğu konusunu aktarabilir misiniz? Sizin gözlemlerinize göre bu kurumlara Rojava halkının katılımı ne düzeyde gerçekleşiyor?

Duman: Bu birimlerin kurulmasının iki temel nedeni var: Birincisi, insanların günlük hayatta karşı karşıya kaldıkları sorunları çözmede yetkin kılmak. Bu kurumlarla insanlar sosyal, ekonomik, eğitim, savunma gibi alanlarda yaşadığı zorluklar ve eksiliklerle ortaklaşarak ve dayanışma içinde baş edebilme imkanını buluyor. Örneğin kadın eğitim ve bilim merkezlerinde hak ve özgürlükler üzerine eğitimler veriliyor ve kadınların kendilerini toplumsal ve siyasal açıdan savunabilmesi için örgütlenme çalışmaları yürütülüyor. Kurulan komünlerde komün üyeleri komitelerde görev alarak ekonomik sorunlarını komün kooperatifleri üzerinden çözerken, farklı türden saldırılara karşı da savunma komiteleri ile kendini korumaya çalışıyor. Akademiler, kaynağını toplumsal tarihsellik ve gerçekliklerden alan özerk kurumlar olarak toplumun bilme ve bilmeye katkı sunma hakkını gerçekleştirmek ve korumayı amaçlıyor. Ayrıca, Özerk Yönetimin aldığı bütün kararlarda ve çıkardığı yasalarda bu kurumların etkili bir şekilde müdahil olması bekleniyor. Bu kurumların yanı sıra, sendikalar, kadın örgütleri ve gençlik örgütleri örneğinde gördüğümüz gibi Özerk Yönetim Konseylerinin yasa teklifinde bulunmadan önce bu örgütlerle mutlaka görüşmesi ve önereceği yasanın onayının alınması gerekiyor. Bu anlamda yasa yapımında ve Özerk Yönetimin işleyişinde belirleyici olan toplumsal örgütlenmeler oluyor. Özerk Yönetim ise topluma dayanarak ve toplumla uzlaşı içinde bu yasaların uygulanmasından sorumlu oluyor.

Fotoğraf: Yasin Duman

Özerk Yönetimlerin temeli bu yerel örgütlenmelerdir. Birbirine güç veren ve birbirinden güç alan bu yapılara halkın katılımı da ilgisi de oldukça önemli bir noktada. Alan araştırması sırasında şahit olduğum birçok örnekte ailelerin yetişkin bireyleri farklı kurum ve örgütlerde ya gönüllü ya da belirli bir ücret veya maaş karşılığında çalışıyordu. Örneğin, anne veya baba halk meclisindeyken yetişkin kadın ve erkek bireyler komün veya kooperatiflere katılmışlardı. Bu kurum ve örgütler halkın tamamını örgütlemiş durumda değiller ve katılım oranlarına dair henüz yapılmış bir araştırma yok fakat toplum büyük oranda katılım gösteriyor ve sahipleniyor. Toplumu sorun çözmede yetkin ve karar almada belirleyici kılmanın yanında, bu tür toplumsal yerel örgütlenmeler farklı etnik ve dinî gruplardan insanların birbirini daha yakından tanıma, sosyo-psikolojik açıdan ve eylemde ortaklaşma ve yıllarca farklı düzeylerde yaşanan çatışmaların sebebi veya sonucu olarak gösterilen farklılıkları bir arada yaşatabilme olanağı tanıyor. Özerk Yönetimlerin kurulduğu ilk zamanlarda Araplar, Çeçenler ve Türkmenler farklı nedenlerle ve önyargılarla katılım sağlamazken veya düşük oranda katılım sağlarken, Özerk Yönetim deneyiminin daha fazla bilinmesiyle birlikte çekinceler ve önyargılar aşılarak giderek artan bir oranda katılım ve örgütlenme sağlanmaya başladı. Bunda çatışma bölgelerinde gerçekleştirilen ortak savunma hatlarının yanı sıra yerelde adı geçen örgütlenmelerin de büyük katkısı oldu. Bütün bu çalışmalar neticesinde Demokratik Suriye Güçleri Demokratik Suriye Meclisi kuruldu.

DEMOS: Çalışmanızda özellikle Barış ve Uzlaşma Komitelerine geniş yer vermektesiniz. Bu komitelerin kuruluş mantığını ve pratikte nasıl çalıştıklarını anlatabilir misiniz?

Duman: Barış ve Uzlaşma Komiteleri bence Özerk Yönetimlerin en önemli ve gerekli yapılarından biridir. Kuruluş amacı bireyler, aileler, aşiretler, etnik ve dinî gruplar arasındaki sorunları uzlaşıyı esas alarak çözme ve yeni sorunların ortaya çıkmasına engel olmaktır. En ufak sorunların büyük çatışmalara neden olabildiği bir coğrafyada barış ve uzlaşıyı sağlamak elbette kolay değil fakat Rojava’daki bu sistem bazı avantajlara sahip. Birincisi, bir önceki sorunun cevabında da değindiğim gibi halk yerelden örgütlenmelerle Özerk Yönetimin işlerliğini sağlıyor ve bunu yaparken de mevcut sorunların çözümü ve olası çatışmaların engellenmesinden yararlanıyor. Bu yerel örgütler ise birkaç yıl öncenin değil, onlarca yılın deneyiminden yararlanıyor. Barış ve Uzlaşma Komiteleri üyelerinin uzlaştığı en önemli noktalardan biri de uzun zamandır var olan barış ve uzlaşı deneyimleridir. Kürtçede ‘rûspî’ denen, ‘yüzü ak olan’ şeklinde çevrilebilecek ve esasında toplumun güvendiği ve adaletine inandığı ak sakallı erkeklerin veya beyaz eşarplı kadınların bireyler, aileler ve aşiretler arasındaki sorunları çözme deneyimleri oldukça eskidir ve Rojava’da da bu gelenek var olmuştur. Bu geleneği esas alarak oluşturulan Barış ve Uzlaşma Komiteleri üye yelpazesini mümkün olduğunca geniş tutarak yaşanan sorunlara ve çatışmalara dahil olmuş bireyleri veya grupları en iyi şekilde anlamayı amaçlıyor. Bu nedenle farklı etnik ve dinî gruplardan genç ve yaşlı kadın ve erkekleri görevlendirerek veya gönüllü bir şekilde dahil ederek toplumsal barışı ve uzlaşıyı sağlamaya çalışıyor.

Özerk Yönetimlerin mahkemeleri var olmasına rağmen mahkemeye yapılan başvuruları öncelikle Barış ve Uzlaşma Komitelerine yönlendiriyor ve eğer Barış ve Uzlaşma Komiteleri bir çözüm bulamazsa o zaman mahkemelerde yargılama süreci başlıyor. Barış ve Uzlaşma Komiteleri kendilerine gelen şikayetleri değerlendiriyor ve tarafları önce ayrı mekanlarda ve zamanlarda dinliyor sonra bir çözüm önerisi ile tarafları bir araya getiriyor. Eğer öneri kabul edilmezse, uzlaşı için başka öneriler sunuluyor. Bu şekilde bir çözüm ve uzlaşı sağlanana kadar devam ediyor fakat nihayetinde taraflardan biri sorunu mahkemede sonuçlandırmakta ısrar ederse dava mahkemede görülüp karara bağlanıyor. Barış ve Uzlaşma Komitelerinin temel isteği sorunların mahkeme dışında ve uzlaşıyı esas alarak çözülmesi. Bu komitelerin önerileri dayatma veya cezalandırma yetkileri yok ve hapis cezası verilmesinden yana değil. Daha ziyade mümkünse zararları karşılama ve affederek uzlaşmayı sağlamaya çalışıyorlar. Barış ve Uzlaşma Komitelerine gelen birçok dava başarıyla sonuçlanırken bazılarında uzlaşı uzun süre sağlanamıyor. Bana anlatıldığı kadarıyla cinayetler uzlaşması en zor sağlanan davalardan biri. İnsanlar kaybettikleri insanların acısını hafifletmekte ve cinayet işleyenleri affetmekte büyük direnç gösteriyorlar, bu nedenle cinayetlerin olduğu davaları çözmekte çoğu zaman zorlanıyoruz demişlerdi.

DEMOS: Rojava, özellikle Kobanî’nin cihatçı güçlerden temizlenmesinden sonra dünyanın ilgisini çekmeye ve tanınmaya başladı. Bu tanınma daha çok YPG ve YPJ’nin askeri başarısına dayalı gerçekleşti. Fakat buna karşılık, siyasi açıdan tanınmama ve ekonomik açıdan bir ambargo haline dikkat çekiyorsunuz. Sizce uluslararası alanda hangi çelişki ve perspektiften hareketle bu tanınmama yaklaşımı sergilenmektedir?

Duman: Rojava’da tanık olduğumuz en önemli gerçekliklerden biri Kürtlerin Ortadoğu’da kendi kaderlerini tayin edebilmesi için birden fazla taraf veya aktörle mücadele etmesiydi. Cihatçılar, bu anlamda en yoğun saldırıları gerçekleştirdiler fakat özelde Kobanî’de genelde ise bütün bir Suriye coğrafyasında Kürtler sadece cihatçı gruplarla değil, bu grupları doğrudan veya dolaylı yollarla destekleyen devletlerle de mücadele etmek zorunda kaldılar. Kobanî bu anlamda önemli bir motivasyon kaynağı oldu ve YPG ve YPJ ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin ve Güney Kürdistan Pêşmerge Güçlerinin de desteği ile Kobanî’yi IŞİD’den geri almayı başardı. Bunun akabinde Rojava’da cihatçı gruplara karşı verilen mücadele ve kazanılan askerî zaferler uluslararası kamuoyu tarafından daha görünür oldu. Bu grupların saldırılarını Suriye ve Irak’la sınırlı tutmaması, üyelerine ve sempatizanlarına küresel cihat çağrısı yapması ile başta Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyanın birçok yerinde IŞİD’in üstlendiği saldırılar gerçekleşti. Savaş bölgesinde bu gruplara karşı en etkili şekilde mücadele eden askerî güçler YPG ve YPJ olunca koalisyona dahil olan ülkeler de YPG ve YPJ’ye doğrudan veya dolaylı yollarla destek sundular ve bu destek şu an ABD’nin öncülüğünde büyük çoğunluğunu YPG ve YPJ’lilerin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçlerine sağlanıyor. Suriye Demokratik Güçleri ABD’nin öncülüğündeki koalisyonun müttefiki olurken ve bu ittifak resmi yetkili makamlar tarafından da açıklanırken neden Suriye Demokratik Meclisi ve Kuzey Suriye Federasyonu tanınmıyor sorusu önemli elbette. ABD’nin ve uluslararası koalisyonun öncelikli hedefi kendilerini tehdit eden cihatçı grupları sahada yok etmek ve bunu gerçekleştirmek için diplomatik anlamda destek sunsa da Suriye Demokratik Meclisi ve Kuzey Suriye Federasyonu’nu tanımak mecburiyetinde değil. Rusya, bu anlamda daha yakın duruyor ve federal bir yapıya sıcak baktığını ifade ediyor. Hem ABD hem de Rusya ile farklı alanlarda ve bölgelerde ittifak geliştiren Özerk Yönetimler de askerî ittifak için tanınmayı önkoşul olarak sunmuyor ve zamanla gerçekleştirecek güce ve ilişkiye sahip olmayı planlıyor. Bu anlamda tarafların çıkarları uyuşuyor ve savaş sona erdiğinde veya savaşın sona ermesi için düzenlenecek uluslararası konferanslarda Özerk Yönetimlerin etkin olduğu alanlarda söz sahibi olması ve projesini taraflara resmen kabul ettirmesi bekleniyor.

Özerk Yönetimlerin karşı karşıya kaldığı başka bir sıkıntı da ambargoydu. Malum, kuzeyde Rojava ile Türkiye arasındaki ‘sınır’ Hatay’dan Şırnak’a kadar uzanıyor ve Özerk Yönetimler ilan edildiğinden bu yana ticarete kapalı. Bazı dönemler yardım konvoylarının geçişine imkân tanındı fakat ticaret için sürekli kapalıydı ve şu an betondan bir duvarla bu sınırın geçiş hattı tamamen kapatılıyor. Güneyde ise IŞİD olduğu için bir ambargo söz konusuydu. Doğu’da, Güney Kürdistan ile Sêmalka Gümrük Kapısı var fakat bu kapıdan gerçekleşen ticaret de Kürdistan Demokrat Parti (PDK) ile PKK arasındaki ilişkilere göre belirleniyor. Çoğu zaman ticari ilişkiler için açık tutulan bu kapı Şingal’de PKK ile PDK arasındaki sorunlar veya çatışmalar nedeniyle kapanabiliyor. Sonuç olarak Özerk Yönetimler uzunca bir süredir farklı düzeylerde ekonomik sorunlarla karşılaşıyor. Bu sorunlarla baş edebilmesi için de ‘kendine yetecek kadar tarım ve ticaret’ politikasını benimseyip kooperatifler aracılığıyla temel gıda maddelerini üretmeye ve iç pazarında sunmaya başladı. Bunu gerçekleştiremeseydi şimdi Özerk Yönetimlerin varlığından bahsetmek biraz zor olurdu çünkü bütün olumsuzluklara, saldırılara, göz ardı edilmeye ve ambargoya rağmen Özerk Yönetimler kendini ayakta tutabilmeyi başardı. Bu başarı askerî mücadele ile de birleşince uluslararası koalisyon ile belirli alanlarda ortaklıklar geliştirildi. Temel itibariyle Özerk Yönetimleri tanımamak bir çelişki gibi dursa da mevcut koşullarda bunu sağlayabilmek bütün taraflar için zor olacaktır ve öyle görünüyor ki Özerk Yönetimler bu konuda önlerini tıkayacak bir yaklaşımdan ziyade bunun koşullarını hem sahada hem de uluslararası diplomatik alanda sağlamaya çalışıyor.

DEMOS: Çalışmanızda, halklar ve inançlar arasındaki geçmişten kalma algı ve endişeleri gidermek için özerk yönetimin siyasi, idari ve örgütsel açıdan çeşitli adımlar attığına değiniyorsunuz. Ancak askeri saldırıların varlığının, bu korku ve endişelerin ortadan kalkmasını güçleştirdiğini söylüyorsunuz. Rojava yönetimi bu soruna karşılık siyasi alanda nasıl önlemler alıyor?

Roj Hastanesi, Foto: Yasin Doman

Duman: Temel önlemler yereldeki toplumsal örgütlenmelerle sağlanıyor. Yukarıda kısaca değindiğim yerel örgütlenmeler algı ve endişeleri ortak ekonomik, sosyal, kültürel ve idari oluşumlarla gidermeye çalışıyor. Ayrıca Kürtler dışındaki bütün etnik gruplara kendi örgütlerini kurabilmelerine destek veriliyor. Özerk Yönetimlerin Toplumsal Sözleşmesi bu ilişkinin sağlam yasal temeller üzerine oturmasına imkân tanıyor. Algı ve endişeler, çatışmalar devam ettiği müddetçe var olacaktır hatta savaş sona erdiğinde bu algı ve endişelerin tamamen ortadan kalkacağını söylemek de pek mümkün değil fakat sahada gözlemlediğim kadarıyla insanlar birbirleriyle ne kadar iletişim ve ilişki kurarsa ve ortak hareket etmeye ne kadar meylederse algılar daha hızlı dönüşüyor ve endişeler daha kısa sürede gideriliyor. Bu anlamda Özerk Yönetimlerin kapsayıcı ve çoğulcu olması, yerelde farklı gruplarla iyi ilişkiler ve ittifaklar geliştirmesi, yetki paylaşımında ortaklaşmacılığı esas alması önemli bir rol oynuyor.

DEMOS: Kitabınızda Kürtlerin ve Süryanilerin askeri güçlerinin ve siyasal sürece katılımının aktifliğine dikkat çektiniz. Ancak aynı zamanda Arap ve Çeçenlerin bu sürecin gerisinde olduğu tespitini yapıyorsunuz. Sizce her etnik gücün silahlı varlığı güncelde meşru savunma bilincini güçlendirse de ileride iç çatışma riskini artırma endişesi taşıyor mu?

Duman: Bu endişe belirli koşullar çerçevesinde geçerli veya geçersiz olabilir. Örneğin her etnik grubun kendi silahlı güçleri birbirinden bağımsız ve etnik gruplar arası ilişkiler çatışmalı olsaydı bu endişe geçerli olurdu. Balkanlarda yaşanan çatışmalar bu konudaki en belirgin örneği teşkil etmektedir. Fakat, Özerk Yönetimlerde olduğu gibi etnik grupların silahlı güçlerini tek çatı altında (Suriye Demokratik Güçleri ve Asayîş) çatısı altında birleştirilmesi sağlandıysa, etnik grupların kendi alanlarında özerk örgütlenmelerle var olma imkânı tanındıysa ve ortak siyasi yapılar altında yetkiler paylaşıldıysa böyle bir endişe pek geçerli olmayabilir. Etnik gruplar arası ilişkiler bozulur veya Özerk Yönetimler otoriter ve tekçi bir yapıya evrilirse elbette çatışmalar kaçınılmaz olacaktır. Temel itibariyle hak ve özgürlük talebinde bulunanlar tek bir etnik gruptan gelmiyor ve çatışmanın olmadığı bir gelecek tahayyül ediliyorsa demokratik ve özgürlükçü bir siyasi yapı ile bütün etnik grupların kendilerini yönetmede söz ve yetki hakkının temin edilmesi gerekiyor. Özerk Yönetimlerde mevcut koşullarda ortaklaşmak bütün grupların çıkarına hizmet ediyor bu anlamda ortak ve çatışmadan uzak bir yapı geliştirmek ve onu korumak ileri vadede bu endişelerin ortadan kalkmasını sağlayabilir.

DEMOS: TEVDEM-ENKS ilişki ve çelişkilerini, PKK-PDK ve Türkiye-PKK ilişkileri bağlamında değerlendirir misiniz? İki Kürt gücü arasındaki ayrışım ve çelişkilerin kaynağı ve gelecek perspektifleri nelerdir?

Duman: TEV-DEM, çalışmalarında ve projelerinde PKK’nin Demokratik Konfederalizm önerisini benimsiyor ve hayata geçirmeye çalışıyor. ENKS ise daha ziyade PDK ve Türkiye ile ilişki içerisindedir ve Rojava’da Güney Kürdistan Hükümeti’ne benzer bir yapının inşasını talep ediyor. Türkiye başından beri PKK ile olan ilişkisinden dolayı TEV-DEM’e karşıyken PDK ile olan ilişkilerinden dolayı da ENKS’yi destekledi. ENKS, Suriye’deki Kürtlere ileride nasıl bir statü verileceğine dair en ufak bir ipucu veya garanti vermeyen Suriye Ulusal Konseyi içerisinde yer almaya devam ediyor. Bunun iki temel nedeni var: Birincisi ENKS bağımsız bir yapı değil ve kendisine hak veya statü öngörmeyen SUK içerisinde yer almaya devam etmesi PDK ve Türkiye ile olan ilişkilerinden kaynaklanıyor. İkincisi, ENKS’nin sahada aktif bir gücü yok. TEV-DEM’in ENKS’ye baskı uyguladığı, halk tarafından desteklenmesine imkân tanınmadığı ve üyelerinin tutukladığına dair çok sık haberler yapıldı. ENKS’nin bazı üyelerinin tutuklandığı doğru fakat bütün bunları sizin de bahsettiğiniz çelişki ve çatışmalardan bağımsız düşünemeyiz. Yukarıda da bahsettiğim gibi PKK-PDK arasındaki ilişki TEV-DEM ile ENKS arasındaki ilişkilerde belirleyici oluyor. Bunun en son örneğini PDK’ye bağlı ‘Roj Pêşmergeleri’ ve iddialara göre Türkiye istihbarat örgütü MİT’in de desteklediği Şingal saldırılarından sonra gördük. Bu saldırıların hemen sonrasında Özerk Yönetimlerin Asayîş güçleri ENKS’nin ve PDK-Suriye’nin ofislerine baskın yapıp bazı üyelerini göz altına aldı. Dolayısıyla PKK-PDK arasında bir uzlaşı sağlanmadığı sürece TEV-DEM ile ENKS arasındaki çelişkilerin son bulması pek mümkün görünmüyor.

Bu sorunun Türkiye ayağında ise daha zorlayıcı bir tablo çıkıyor karşımıza. Türkiye’deki mevcut iktidar ve devlet yapısı Özerk Yönetimleri hiçbir şekilde kabul etmeyeceği ve her türlü müdahale yöntemiyle ortadan kaldıracağı iddiasında. Bu anlamda “iyi Kürt, kötü Kürt” ayrımını PDK ve PKK üzerinden yaparak kendi politikasına hizmet edecek bir yapının ortaya çıkmasını istiyor. Davutoğlu’nun dış işleri bakanlığı döneminde PYD ile yapılan görüşmelerin temel amacı Özerk Yönetimleri SUK ile birleştirmek ve Kürtleri Esad karşıtı bloka dahil etmekti. Bunu başaramadığı noktada ise Özerk Yönetimleri tasfiye etme politikasını farklı şekillerde hayata geçirdi. Türkiye’nin PDK ve ENKS ile ortak hareket etmesi de bundan ileri gelmektedir. PKK’ye göre Türkiye’nin Suriye’de Cerablus ve El Bab operasyonlarından sonra hareket alanı büyük oranda daraldığı için Şingal üzerinden PDK’nin desteğiyle hem PKK’ye hem de Özerk Yönetimlere karşı yeni bir cephe açmaya çalışıyor. Benzer saldırılar devam ederse ileride Kürt güçleri arasındaki çelişkilerin ve çatışmaların daha da derinleşmesine tanık olabiliriz.

DEMOS: Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Duman: DEMOS Araştırma Merkezi’ne ve size teşekkür ederim. Umarım yaptığımız bu röportaj Özerk Yönetimlerin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmuştur. Rojava’yı ve Özerk Yönetimleri Türkiye’nin iç, bölgesel ve dış politikasından bağımsız düşünemeyiz. Kürt Siyasi Hareketi’nin talep ettiği Demokratik Özerklik modelinin sınırlarını, olanaklarını ve gelecek tahayyülünün ne olduğunu anlamamız açısından Rojava deneyiminin önemli olduğunu düşünüyorum. Rojava’daki gelişmelerin sadece askerî perspektiften değerlendirilmesi ve Suriye iç savaşına dahil olan tarafların temel motivasyonları ve çıkarları çerçevesinden ele alınması, Özerk Yönetimlerin yerelde gerçekleştirdiği projeleri ve bunları gerçekleştirirken karşı karşıya kaldığı zorlukları görmemize engel olabiliyor. Özerk Yönetimler üzerine araştırmaların yoğunlaşması ve mevcut pratiklerin literatüre katkı sunacak şekilde ele alınmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Umarım başka araştırmacılar bu anlamda katkı sunabilirler ve Rojava’ya dair güncel ve yüzeysel yaklaşımların ötesinde pratiği anlamaya yardımcı olabilirler.