Kıbrıs’taki Tüm Toplumların Buluştuğu Ortak bir Mekan: Dayanışma Evi

0 Posted by - 12/11/2017 - Röportaj

Evren İnançoğlu yüksek lisans derecesini Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde ‘Örgütsel Psikoloji ve Örgütsel Davranış’ alanında yaptı. Kıbrıs’ta iki toplumlu yaşamı destekleyen çok çeşitli sivil toplum hareketlerinde ve örgütlerinde çalıştı. Hollanda’da Clingendael Ensitütüsü’nde çatışma çözümü üzerine eğitim programına katıldı. İnançoğlu, 2004 yılından bugüne Yolsuzluk Karşıtı Konseyi’nde çalışmakta. Tarihsel Diyalog ve Araştırma Derneği’nin yönetim kurulu üyesi olan Evren İnançoğlu, aynı zamanda 2013 yılından beri Dayanışma Evi’nin (Home for Cooperation) yönetim kurulu üyesi olarak çalışmalarını yürütmektedir.

DEMOS: Dayanışma Evi’nin nasıl ve ne zaman yola çıktığınızı anlatabilir misin?

İnançoğlu: Dayanışma Evi aslında 2011 yılında başlayan bir proje. Bu projeyi Tarihsel Diyalog ve Araştırma Derneği hayata geçirdi. Tarihsel Diyalog ve Araştırma Derneği 2003 yılında kapılar açıldıktan sonra kurulmuş iki toplumlu bir sivil toplum örgütü. Kurucuları daha çok akademisyenler, eğitmenler ve daha spesifik olarak tarih eğitmenleriydi. Bu da dolayısıyla ilk başlarda yaptıkları bütün çalışmaları ve projeleri eğitim, barış eğitimi, tarih ve araştırma ile ilgili olmasını etkiledi. 2011’de ise Dayanışma Evi  projesi ile derneğin kaderi de değişti. Bu fikir ara bölgede derneğin toplantılarını yapabileceği mekan ihtiyacından doğdu.

Ara bölgede kalmış binalarla ilgili fikirlerle oluştu. Bu binalar daha ziyade Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Ermeniler tarafından kullanılırdı. Dolayısıyla bu bina da ara bölgede kalmış Kıbrıslı Ermeni bir aileye ait bir binaydı. Onlara ulaşılarak bina onların da rızası ile satın alındı. Bunun için de fon gerekiyordu. Uluslararası fonlara başvuruldu.

DEMOS: Peki Dayanışma Evi şimdi neler yapıyor? Veya neler yaptı?

İnançoğlu: Dayanışma Evi aslında başlangıçta sadece Tarihsel Diyalog ve Araştırma Derneği’nin etkinliklerine kısa bir süre ev sahipliği yaptı. Fakat şu an o yapısı tamamen değişti. Burası aslında bir tür ortak alan, günlük çalıştaylar düzenliyor. Bu çalıştayların yanı sıra kültür ve sanatı kullanarak iki toplumu bir araya getiriyor. Dolayısıyla iki boyut var diyebiliriz. Birincisi, ara bölgede paylaşılan bir alan oluşu ve buranın özelliği bu bağlamda hem nötr hem sembolik bir anlamı vermesi, ikinci özelliği ise ara bölgede olması sebebiyle herkesin buraya ulaşabilmesi. Çünkü normalde Türkiye’den gelenler Güney’e geçemiyor, bir de Güney’de yaşayan bazı kesimler, “Bütün ada bizim memleketimizdi. Kimlik kartı veya pasaport göstererek biz Kuzey’e geçmeyiz” diyorlar. Dolayısıyla burası, yani Dayanışma Evi, adada bulunan istisnasız herkesin ulaşabileceği fiziksel bir alan.

DEMOS: Bu noktada ara bölge hakkında, burada olmanın anlamını da ekleyerek kısaca bilgi verebilir misin?

İnançoğlu: Lefkoşa’da üç tane geçiş var aslında. İki tanesi yayalar için, bir tanesi ise araçlar için. Bu sadece Lefkoşa’da değil, tüm adada açılan ilk geçiş. Dolayısıyla insanlar burayı kullanarak geçiyorlardı. Halen de böyle devam ediyor. İki kapı daha açıldı yani şu an tek kapı değil. Burası diğerlerinden farklı olarak daha geniş bir alana sahip, ara bölge olarak. Dolasıyla burası bize bu imkanı sağladı. Sembolik anlamı dediğim gibi çok önemli. Çünkü tabii ki burası var oluşu itibariyle aslında siyasi değil de politik bir yerdir. Sonuçta burası bir taraftır. Tarafsız diyemeyiz. Birleşmeden yana, birlikte bir arada olmaktan yana bir taraftır. Ama herkese eşit mesafededir. Bu yüzden de bu sembolik anlamı, herkese eşit mesafede olması anlamını veriyor ara bölgede olduğu için. Şu anda örneğin; Adana’dan, Mersin’den gelip Kuzey’de doğmuş ve yaşayan çocuklar var. Bunlar Güney’e geçemiyorlar, ama buraya geçişleri mümkün. Dolasıyla bu adada bir milyon bir kişi yaşıyorsa, bir milyon bir kişi de buraya ulaşabilir ama Güney’de bir yere ulaşamaz. Dediğim gibi Türkiye’den gelenler Güney’de bir yere geçemiyor. Kuzey’de bir yere geçmek istemeyen  Rumlar var, daha önce belirttiğim sebeplerden dolayı. Fakat buraya bunların hepsi gelebiliyor. Burasının ara bölgede olması hasebiyle fiziksel bir özelliği var. İkincisi sembolik anlamı olan herkese eşit mesafe olmaya uygun etkinlikler düzenliyoruz. Örneğin, etkinlikler İngilizce, Türkçe ve Yunanca olmak üzere  üç dilde gerçekleşiyor. Ayrıca tabii burası yapılan işlerden bağımsız olarak bir model. Yani kendine ait bir çalışma şekli var, oluşuyla bir model. Örneğin, bizim ekibimizde Kıbrıslı Türkler ve Rumlar birlikte çalışıyor. Bu nadir bulunan bir şey. Biz sadece birlikte var olmayı özendirmiyoruz, aynı zamanda bunu kendimiz de bir model olarak uyguluyoruz. Bir yönetim kurulu var. Yönetim kurulunda şu anda iki Kıbrıslı Türk, bir Kıbrıslı Rum ve bir Kıbrıslı Ermeni var. Çalışanlarımız Türk, Rum beraber çalışıyorlar. Mekanın üst katını, ikinci katını ofis olarak diğer sivil toplum örgütleri için kullanıyoruz. Aynı zamanda kafemiz ve restoranımız var. Bu da insanları bir araya getirmek için çok önemli aslında. Burada bazen Güney’den, Kuzey’den siyasiler buluşuyor. Sendikacılar mesela, burada hepsini görebilirsiniz. Zamanında müzakereciler, iki tarafın devlet başkanları burada buluştu. Dediğim gibi muhtevi sanat ve kültürel alanda atölye çalışmaları var ama bunların hepsi günlük çalışmalar. Güney’den ve Kuzey’den bir grup gelip burada performans yapıyorlar. Aynı zamanda bu sende dördüncüsü olacak Performans Sanatları Festivali’ni düzenliyoruz. Sanatı insanları bir araya getirmek için kullanıyoruz. Bu çok önemli çünkü son ikisinde ara bölgenin dışına çıktık ve Lefkoşa’nın her yerini kullandık. Sonuncusunda ise bunu uluslararası hale getirdik. Yani Kıbrıslı Türk, Rum, Ermeni ve Maronit sanatçılara yurt dışından gelen sanatçılar eşlik etti.

Dayanışma Evi, BM ara bölgedeki (UN buffer zone) Ledra Palace sınır kapısına yakın bir yerde bulunmaktadır.

DEMOS: Adada aslında başka toplumların da olduğunu biliyoruz. Sadece Türkler ve Rumlar yok. Peki onların burayla ilişkisi nasıl?

İnançoğlu: Başlangıçta biz burayı iki toplumlu bir yer olarak anlıyorduk artık ondan vazgeçtik. Çok toplumlu diyoruz çünkü sizin de dediğiniz gibi her ne kadar Kıbrıslı Türkler ve Rumlar olsa da adada farklı etnik ve dini gruplar yaşıyor. Bunlardan bir tanesi Maronitler, zamanından Lübnan’dan gelmiş Katolik Araplar. Artı Ermeni Kıbrıslılar var, bunlar başlıcaları. Latinler var. Onları da tabii biz dahil etmeye çalışıyoruz. Örneğin, bizim şöyle bir projemiz var; Lefkoşa’nın tarihinin online bir şekilde anlatıldığı bir web sitesi. Zaman içerisinde nüfus hareketleri nasıl değiştiğini internetten bulabilirsiniz. Onu Osmanlı döneminden alıp, İngiliz döneminden geçirip 74’e kadar getirdik. Fakat bu harita daha çok Kıbrıslı Türk ve Rumların hareketliliğini gösteriyor. Şimdi amacımız eğer fon bulabilirsek, Maronitleri ve Ermenileri de dahil etmek. Burada başka etkinlikler de yaptık, yapıyoruz da. Ermeni müzisyenler geldi, kendi müziklerini sergilediler. Bu konu üzerinde uğraşmaya çalışıyoruz belki başlangıç olarak yeterli değil ama daha fazla ulaşmaya çalışıyoruz.

DEMOS: Peki daha geniş bir yerden yola çıkarsak, Kıbrıs’taki sivil toplumun barış aktivizmi hakkında bilgi verebilir misin? Çok toplumlu olarak ifade ettiğiniz toplumların barış mücadelesindeki yeri ve ilişkisi hakkında ne dersiniz? Çok kısa barış mücadelesinin tarihine değinip günümüzdeki durumdan da bahsedebilir misiniz?

İnançoğlu: Ben başından beri sivil toplum aktivisti olarak içindeyim. Daha kapılar açılmadan Kuzey’de bir kültür merkezinde görev yapıyordum. Aynı burası gibi ama sadece Kıbrıslı Türkler dahildi. Tabii orada gelenlerin çoğu siyasi insanlardı, saha çok böyle sol görüşlü insanlardı ve birleşik Kıbrıs’tan yana insanlardı. Kapılar açıldıktan onlarla benzer örgütlerle ortak şeyler yapmaya başladık. Sonra ben kişisel olarak buraya dahil oldum.

DEMOS: Peki kapıların açılması ortak çalışmalarının sürmesinde etkili oldu değil mi?

İnançoğlu: Tabii, kapılar açılmadan önce çok nadir kontak vardı yani  bu otellerde beş altı ayda bir kere  görüşebiliyorduk, 1 saat. Ondan başka bir temas yoktu.

DEMOS:  Ya da yurtdışında başka yerlerde gerçekleşiyordu?

İnançoğlu: Evet, insanlar Amerika’da, İngiltere’de buluşuyorlardı. Kıbrıs’ta bu mümkün değildi. Aslında ilk başlarda maalesef yeterince başarılı olamadık. Home for Corporation’da ilk yaptığımız etkinlikler, bizim böyle olağan şüpheliler olarak nitelendirdiğimiz, zaten bu işe gönül vermiş insanlar geliyordu. Diğer insanlara ulaşamıyorduk. Bu değişti. Tabi sadece burası değil ama biz şunu fark ettik; burada farklı ve kaliteli bir etkinlik yaptığımızda zaten insanlar geliyor. Ve bir kere o ortaklık sağlandığında yani bir kere ortak fiziksel alan paylaşılıp bir film izlendiğinde, müzik dinlendiğinde insanların hareketleri gerçekten değişiyor .Örneğin biz bunu son yaptığımız Perşembe canlı müzik etkinliklerinde bir Küratör ile çalıştık. Soy ismi Mumcuz, Türkçede Mumcu’dan geliyor, bir müzisyen kendisi. Kendisi çok iyi bir müzisyen olmasına rağmen bizimle çalışmadan önce Kuzey’e geçmemiş. Fakat burada Kıbrıslı Türk sanatçılarla iletişime geçti. Bu gibi etkileşimler önemli.

DEMOS: Tabii bunu bu insan barış aktivistiyim diye yapmıyor ama bir şekilde kültür sanat aracılığıyla bir araya geliyor.

İnançoğlu: Evet, bunu yapan da biziz. Biz de bunu “biz barış aktivistiyiz” demeden yapmaya başladık. Çünkü bazı insanlar çok politik değil aslında, özellikle Güney Kıbrıs Rum topluluğu. Dolayısıyla bu tür şeylere karşı biraz mesafeli duruyorlar. Sivil toplum da hem Kuzey’de hem Güney’de çok gelişmiş değil. Kuzey’de bir bu alanda biraz daha gelişmiş. Onu da şu şekilde açıklayabilirim. Kuzey’de fonksiyonel bir devlet yok. Dolayısıyla insanlar yurt dışıyla ancak sivil toplum örgütleri kanalları aracılığıyla iletişim kurabiliyor. Mesela öğretmen sendikamızda üyeler yurt dışına gidip dünyadaki diğer öğretmen sendikalarına üye olabiliyorlar. Bizde yurt dışı ile temas kurma sivil toplum aracılığıyla olduğu için Güney’e göre daha çok gelişti. Güney’de ise dediğim gibi bu kadar fazla yok. İnsanlar da daha mesafeliydi fakat bu aşılmaya başlandı şu anda. Bizim etkinliklerimize normalde ara bölgede hiç hayal edemeyeceğiniz insanlar gelmeye başladı. Bu yüzden tabii ki bu bir mücadele. Bu mücadelede başka örgütler de var. Örneğin, Unite Cyprus Now var. Tabii onlar bir dernek değil, bir hareket. Onlar da bu müzakereleri destekleme amacıyla sosyal medyayı örgütleme ile başladılar.

DEMOS: Ne zaman başlamıştı?

İnançoğlu: Yaklaşık iki buçuk ay önce İsviçre‘de ilk hayal kırıklığı yaşandığında, süreç tam olarak çökmemişti ama hayal kırıklığı yaşanmıştı. Orada Kıbrıslı bir Türk gazeteci Esra Aydın bir tweet attı ya da Facebook`tan da yazdı. “Ben artık dayanamayacağım, bu işi liderlere bırakmamak lazım. Ben ara bölgeye gidiyorum bugün, isteyen gelsin” diye İngilizce ve Türkçe yazdı. Türkler ve Rumlar o gün orada bir araya geldi. O günden beri de her gün devam ediyor.

DEMOS: Kıbrıs’ta birlikte bu tarz eylemler yapma, örgütleme yaygın mı?

İnançoğlu: Yaygın değil aslında. Bir burada insanları bir araya getirmek için kültürel etkinlikler yapıyoruz ama iş Kıbrıs sorunu ile ilgili olduğunda işler tersine dönüyor. Burada yapılmadı değil, 1 Mayıs beş altı yıldır birlikte Dayanışma Evi’nin binasının arkasındaki alanda kutlanıyor. İşçi sendikaları bir araya geliyor ve ortak bir mesaj veriliyor. Ama dediğim gibi bu yeterli değil. Genellikle ayrı ayrı yapılıyor. Omada Kipros diye Güney’de Kıbrıs Rum topluluğunu barışa alıştırmak için bir grup oluştu. Klipler çekip sosyal medyada paylaşıyorlar. Kıbrıs Türkleri de kullanıyorlar ama Kuzey’le başka bir iş birliği yapmıyorlar. Yani Kıbrıslı Rumlardan oluşan bir grup.

DEMOS: Kuzey’de var mı peki?

İnançoğlu: Kuzey’de çok var. Mesela dayanışma hareketi var. Onların içinde de Rum yok ama onlar da barış mücadelesi ve sivil aktivizm alanında aktifler. Hepsi ayrı alanlarda çalışmalar yürütüyorlar. Bunlardan farklı olarak iş birliği değil de başından beri birlikte hareket eden Unite Cyprus var. Ben bunu söylediğimde herkes bana Occupy Cyprus’ı söyler ama o farklı. Uluslararası hareketlerin devamıydı ve birleşik Kıbrıs söylemlerinin yanı sıra başka söylemleri (emperyalizme hayır, çevre ile ilgili söylemler) de vardı. Ama Unite Cyprus hala bir araya gelmeye devam ediyor ama son süreç sekmeye uğradıktan sonra biraz strateji değiştirilecek.

DEMOS: Peki bu sürecin çökmesiyle oluşan bu hareketlerin  hem toplum üzerinde hem de barış aktivistleri üzerinde nasıl bir etkisi oldu?

İnançoğlu: Aslında iyi bir etkisi oldu. Moral verdi insanlara da liderlerin üzerinde baskı kurulması açısından. Sayılar bazen azaldı, bazen arttı ama Unite Cyprus  özellikle medyada çok yer buldu. Kuzey’de de, Güney’de de çok ses getirdi. Bu grup her gün buluşuyordu ama geçen Pazartesi itibariyle bu sürecin çökmesinden sonra strateji değiştirmeye karar verdiler. Sanırım şu anda haftada iki ya da üç toplanma yapılacak ara bölgede. Fakat başka şeylerin yapılması da planlanıyor.15-20 Temmuz arasında milliyetçi söylemden imtina ederek iki toplumun da acılarını anlamaya, empati yapmaya davet eden bir açıklama yapılması planlanıyor. Onun dışında diğer şehirlere de gitmeyi, insanlarla konuşmayı planlıyorlar.

DEMOS: Her iki toplumun da hala ikna edilmeye ihtiyacı var gibi gözüküyor.

İnançoğlu: Evet. Yani planda mutabık kalınırsa referanduma gidilecek her iki tarafta da. Aslında belki geç bile kalındı. Ama biz biraz daha olumlu bakıyoruz. Liderler anlaşırsa zaten bu işler daha kolay olacak. Çünkü liderler topluma bakıyorlar, araştırma yapıyorlar. Ben bu açılımı yaparsam, toplum hayır diyecek. Böyle korkuları da oldu tabii, özellikle Rum tarafında. Dolayısıyla belki de bu ayağı için biraz geç kalındı.

DEMOS: Şu an çok yönlü müzakere süreci aslında tam liderlerin arasında olan bir süreç. Peki topumda nasıl?

İnançoğlu: Onu tabi bilemiyoruz, orada değiliz ama söylenenlerden biri onlar devamlı olarak Kuzey’de de, Güney’de eğilim/temayül araştırması yapıyorlar. Anastasiadis’in de daha esnek bir tutumdan katı bir tutuma geçmesinin sebebinin de bu.

DEMOS: Sizin gözlemleriniz nasıl peki? Sivil toplum gözünden nasıl değerlendiriyorusunuz? Sivil toplumda da liderdeki kadar katı, uyuşmayan şeyler var mı?

İnançoğlu: Var maalesef. İki toplum arasındaki hem iletişimde sorunlar var hem de birbirini anlamada büyük sorunlar var. Milliyetçi anlayışlar devam ediyor. Son elli yıldır Birleşmiş Milletler tarafında federasyon tartışılıyor. Ama Rum tarafında özellikle büyük bir kesim hala daha federasyonu içine sindirememiş ya da federasyonun ne olduğunu bilmiyor, iyi anlatılamamış. Bu nedenle “Neden devlette paylaşımlar olacak, ne gereği var? Bu fonksiyonel değil.” diyebiliyorlar. Yani bu tür şeyler her iki tarafa da çok iyi anlatılmamış. Milliyetçi söylemler eğitim sisteminde dolayı halen devam ediyor. Esas mesele orada aslında. Her iki tarafta da yapılacak çok şey var.

DEMOS: Toplumların  barışa daha fazla hazırlanmasından bahsediyorsunuz.

İnançoğlu: Mutlaka. Mesela dediğim gibi burada bir çıkmaz oluyor. Anastasiadis başa geldiğinde ilk plana evet demiş bir lider. İlk başta çok esnekti. Şimdi ise, yani söylenen; bir yanındakiler ona inanmıyor, ikincisi ise ikinci kez hayır çıkarmak istemiyor ve emin olmak istiyor. Ama bunun içinde toplumu yeterince hazırlamalı. Bu yapılan eğilim araştırmalarına göre de evet çıkmayacağını düşünüyorlar. Halbuki toplum hazırlansa ve bilgilendirilse…

Referandumda evet çıkmayacak korkusu ile ilk baştaki esnekliği şu an gösteremediği söyleniyor.

DEMOS: Unite Cyprus’ın hakikat ve uzlaşma üzerinden çalışmalar yapacağından bahsettin aslında. Peki şimdiye kadar bu alanlarda hangi çalışmalar yapıldı?

İnançoğlu: Burada tabi Tarih ve Diyalog Derneği bir şeyler yaptı. Bir de  hakikat ve yeniden uzlaşmayla ilgili olarak kayıplar komitesi var. Bu çok önemli. Kayıplar komitesi her iki tarafta da yapılan kazılarla kayıpları, cesetleri çıkarıp ailelerine veriyorlar. Bu bir anlamda aslında iki tarafta da yapılanların kabulü.

DEMOS: Bunun peki toplum üzerindeki etkisi gözlemlenebilir bir şey mi?

İnançoğlu: Kesinlikle var. Mesela empati geliştirebiliyorlar. Resmi söylem hep bizden ölenler var, diğer taraftan yok diyor. Ama sonra kırk tane Kıbrıslı Türkün, otuz tane Kıbrıslı Rumun cesedinin bir kuyuda bulunduğu gazetede çıkıyor. Böylece bu klişelerin yapı söküme uğratılmasına yardımcı oluyor.

DEMOS: Federasyon ya da bu tarz bir çözüm üçüncü bir çözüm gibi olabilir mi? Yani ne bu, ne de bu.

İnançoğlu: Tabii, zaten federal çözüm iki toplum için. Güney’de aslında ezici bir çoğunluk üniter bir devlet istiyor. Kuzey’de de belki de ezici değilse bile bağımsızlık isteyenlerin sayısı daha fazladır, yani iki ayrı devlet isteyenler var. Ama iki ayrı devlet mümkün değil çünkü öyle bir şeyin olabilmesi için Güney’in de onaylaması lazım. Üniter Kıbrıs‘ta mümkün değil onun için de Kuzey’deki Türklerin onay vermesi gerekiyor. Dolayısıyla ideal değil ama mümkün olan tek çözüm bu bağlamda federal devlettedir. Federalin bir alternatifi yok çünkü diğer tarafın da kabul etmesi lazım. Kıbrıslı Türkler üniter bir devleri kabul etmiyor, Kıbrıslı Rumlar iki ayrı devleti kabul etmiyor. Nasıl olacak bu? İkisinin kabul edebileceği tek şey federal bir devlet.

DEMOS: Şu an burada sivil örgütler ya da sol hareket federasyon gibi bir çözümü tartışıyorlar mı peki? Gündemlerinde var mı?

İnançoğlu: Evet, ama daha önce dediğim gibi federasyon hep söylendi ama altı doldurulmadı. Şimdi belki onun üzerinde biraz daha durmak gerekiyor. İki sene önce Avrupa Birliği Parlamentosu’nda seçimler oldu. Kıbrıs Cumhuriyeti de oraya  gönderdi. Kıbrıslı Türkler ayrı seçilmek istediler, kabul edilmedi. İki tane Kıbrıslı Türk Güney’de bir partiden aday oldular, kazanamadılar. Fakat Kuzey’de hiçbir parti bu iki adaya destek vermedi çünkü Kuzey’in söylemi biz ayrı bir şey istiyoruz, Güney’in söylemi ise bu ayrılıkçılıktır, Avrupa Birliği’nde buna yer yoktur. ‘Halbuki Avrupa Birliği’nin başkentinin bulunduğu Brüksel’in bulunduğu Belçika`da Valonlar, Flamanlar ve Almanlar Avrupa Parlamentosu’na ayrı seçimler yapıyorlar. Dediğim gibi bu federal kültür nedir, federasyon nedir bu konular üzerinde durmamız gerektiğini düşünüyorum ve bu konularla ilgili çalışmalar yapmayı düşünüyoruz. Bazı tartışmalar,  bazı kısa videolar, paneller düzenlemeyi düşünüyoruz. Hem Unite Cyprus, hem de Dayanışma Evi olarak.

 

Röportaj için teşekkür ederiz.