Çatışma Çözümüne Sosyal Psikolojiden Bakmak: Kürt Sorununun Çözümüne Dair Algılar

0 Posted by - 22/02/2017 - Röportaj

 

Dr. Özden Melis Uluğ, Jacobs Üniversitesi Bremen’de tamamladığı ve Kürt sorunu ve barış üzerine algılara dair çalıştığı doktora teziyle; Almanya’da Peter-Becker “Genç Akademisyen” ödülünü aldı. Ödülünü Barış için Akademisyenler’e ithaf eden Uluğ; Kürt sorunu, barış, çatışma çözümü, kolektif eylem ve toplumsal cinsiyet alanında çalışmalar yürütüyor.

 

 

 

DEMOS: Türkiye üzerine yaptığınız doktora çalışmanızda, insanların Kürt sorununu, çatışmayı nasıl anladıklarını, nasıl anlamlandırdıklarını ortaya çıkardığınız bir yöntem benimsiyorsunuz. Kürt sorununu anlamlandırmada, farklı toplumsal grupların kabullerini ve sorunu nasıl tanımladıklarını incelemişsiniz. Bu anlamda özgün ve farklı bir çalışma. Öncelikle bu bakış açısı sorunu anlamada ve çözüm için bize nasıl fırsatlar sunuyor? Biraz çalışmanızdan bahseder misiniz?

Evet, sizin de bahsettiğiniz gibi doktora çalışmamda farklı grupların Kürt sorununu nasıl tanımladıklarını, neleri sorunun sebepleri olarak gördüklerini ve sorunun çözümü için neler önerdiklerini anlamaya çalıştım. Biraz daha açmam gerekirse Kürt sorununa dair algıları toplumun üç kesiminde inceledim. Birinci olarak, mecliste bulunan dört siyasi partinin milletvekillerinin, ikinci olarak, Kürt sorunu üzerine çalışan akademisyenlerin ve gazetecilerin, üçüncü olarak ise farklı etnik gruplardan gelen kişilerin Kürt sorununu nasıl anlamlandırdığını araştırdım. Çalışmamda kullandığım bakış açısı her bir gruba ayrı ayrı yaklaşmayı hedeflediğinden, toplumda var olan kesimlerin çatışmaya dair ne gibi öncelikleri, kaygıları, hedefleri ve endişeleri olabileceğini ayrıntılı bir şekilde ele almaya imkân sundu. Basit bir şekilde söylemek gerekirse, ele aldığım yaklaşım her bir kesimin hangi noktalarda ayrıştığını görmemi sağladı.

DEMOS: Çözüm sürecinde özellikle Türklerin çözüme dair algılarına ve ne düşündükleri kısmına çok da odaklanılmadı. Türkler nasıl algılıyor Kürt Sorununu ve çözüm sürecini? Bu algıları nasıl yorumluyorsunuz?

Barış sürecinde aslında sadece Türklerin değil, farklı etnik grupların, örneğin Arapların ya da Kürtlerin de Kürt sorununu nasıl algıladığına odaklanılmadığını söyleyebilirim. Barış sürecinin kamuoyu hazırlanmadan, insanların fikirleri sorulmadan tepeden inmeci bir şekilde yürütüldüğünü düşünüyorum. Hâlbuki sağlıklı bir barış inşası için toplumda yer alan farklı gruplar hem barış süreçlerine dâhil edilmeli, hem de bu grupların sorunun kendisini nasıl algıladığı ayrıntılı bir şekilde incelenmelidir.

Benim çalışmamda yer alan Türkler Kürt sorununu üç farklı şekilde algılıyorlardı. Birincisi, Kürt sorununu hem PKK terörü hem de Amerika, İngiltere gibi ülkelerle ilişkili bir şekilde bir dış güçler sorunu olarak görenlerdi. Birinci bakış açısı hemen hemen sadece Türklerde ortaya çıkan bir bakış açısıydı (sadece bir tane Kürt katılımcı bu görüşü benimsemişti). İkincisi, Kürt sorununu hem bölgenin geri kalmışlığı sorunu hem bir sınıf sorunu olarak hem de bir demokrasi sorunu olarak görenlerdi. İkinci bakış açısını da Türk bakış açısı olarak tanımlamak mümkündü çünkü bu görüşü benimseyenlerin de hemen hemen hepsi Türk olmakla birlikte sadece bir katılımcı kendisini hem Türk hem de Arap olarak tanımlamıştı. Üçüncüsü ise, sorunu haklar, özgürlükler ve demokrasi sorunu olarak görenlerdi. Bu bakış açısını ise Türk, Kürt, Arap olmak üzere birçok etnik gruptan katılımcı paylaşmıştı.

Bu üç farklı bakış açısı arasında özellikle sorunu terör ve yabancı güçler olarak görmenin elbette ki sorunun çözümünü zorlaştıran bir algı olduğunu düşünüyorum. Sorunu ekonomik ya da haklar ekseninde görmenin ise çatışma çözümüne giden yollara terör ve yabancı güçler bakış açısına göre daha açık olduğunu, fakat yine de Türkler açısından toplumda ayrıcalıklı bir konumu temsil ettiğini ve özellikle Kürtlerin haklarını tartışmaya açmaya yardımcı olmadığını düşünüyorum. Öte yandan haklar, özgürlükler ve demokrasi bakış açısını; çözüm sürecine hem katkı sağlayabilecek hem de Türkiye’nin gelişmesine destek olabilecek bir bakış açısı olarak görüyorum. Bu bakış açısında sadece Kürtlerin ya da Türklerin değil toplumda yaşayan diğer etnik grupların da yaşadığı sıkıntılara ses çıkarılması sebebiyle, bu bakış açısının çözüm sürecini kolaylaştıracak bir bakış açısı olduğunu düşünüyorum.

DEMOS: Görüştüğünüz farklı grupların Kürt sorununa yaklaşımları nasıl? Siyasi elitler, sivil toplum temsilcileri ve halkın düşünceleri nasıl farklılaşıyor, nerelerde ortaklaşıyor? Bu sonuçları kıyasladığınızda zorluklar ve buradan çıkarılabilecek olumlu kısımlar nedir?

Farklı kesimlerde ortaya çıkan fikirleri şu şekilde özetleyebilirim. AKP, BDP, CHP ve MHP olmak üzere dört partinin 23 milletvekiliyle yürüttüğüm çalışmada 1) terörizm ve yabancı güçler sorunu (CHP’li ve MHP’li milletvekillerinde), 2) hak, kimlik ve demokrasi sorunu (AKP’li ve CHP’li milletvekillerinde), 3) demokrasi ve İslam sorunu (AKP’li milletvekillerinde) ve 4) kimlik, haklar ve özgürlükler sorunu (BDP’li milletvekillerinde) olmak üzere dört farklı bakış açısı buldum. Kürt sorunu üzerine çalışan 41 akademisyen ve gazeteciyle yürüttüğüm çalışmada 1) demokrasi ve kimlik sorunu ve 2) demokrasi ve ekonomi sorunu olmak üzere iki farklı bakış açısına ulaştım. Farklı etnik gruplardan, başka kelimelerle Kürt sorunu üzerine uzman olmayan 71 kişiyle yürüttüğüm çalışmada 1) terörizm ve yabancı güçler sorunu, 2) sınıf, ekonomi ve demokrasi sorunu, 3) haklar, özgürlükler ve demokrasi sorunu ve 4) bağımsızlık sorunu olmak üzere dört farklı bakış açısı buldum. Bakış açılarının isimlerinden de anlaşıldığı gibi bazı fikirler birden fazla kesimde yer alırken bazı fikirler sadece bir kesimde mevcuttu. Örneğin toplumun her kesiminde sorunu kimlik ve demokrasi çerçevesinde görenlere rastlarken, sorunu demokrasi ve İslam çerçevesinde görenlere sadece siyasi elitler (AKP’li vekiller) düzeyinde denk geldim.

Öte yandan sorunu kimlik ve demokrasi çerçevesinde görenlerin toplumun her kesiminde yer alması umut verici diyebilirim, çünkü Kürt sorunuyla ilişkili olarak yürüttüğüm başka bir çalışmada, çatışmayı kimlik ve demokrasi çerçevesinden görmenin barış ve uzlaşmaya dair daha olumlu tutumlarla ilişkilendirildiğini de ortaya koydum. Bu sebeple demin de bahsettiğim gibi çatışmanın çözümünü zorlaştıran terör ve yabancı güçler bakış açısından ziyade kimlik ve demokrasi bakış açısının barış inşasına katkı sunacağına inanıyorum.

DEMOS: Kendi çalışmanız çerçevesinde düşündüğünüzde Türkiye’de 2 yılı aşkın süren çözüm sürecini nasıl değerlendirirsiniz?

Aslında biraz önce bahsettiğim noktaya geri dönmek istiyorum. Çözüm süreci kamuoyunu hazırlamadan “pat” diye başlatıldı. Elbette öncesinde Oslo görüşmeleri gerçekleşiyordu ama bu görüşmelerin de basına sızmasıyla ve muhalefet partisinin bu görüşmeleri gerçekleştirenleri topa tutmasıyla bazı kesimlerde çok ciddi tepkiler oluşmuştu. Kürt hareketinin liderinin “Türk” toplumunda uzun yıllar boyunca nasıl lanse edildiğini de düşünürsek özellikle kamuoyunun hazırlanması bu sebeple çok önemliydi. Bununla birlikte barış sürecinin çökmesiyle ilişkilendirilebilecek ve oldukça önemli olan başka iç dinamikler de mevcuttu. Erdoğan’ın Dolmabahçe’de masayı devirmesi, HDP’nin %10’luk barajı geçmesi, hemen ertesinde hükümetin kurulamaması, ülkenin her yerinde bombaların patlamaya başlaması ve TSK’nın da PKK’nın da ateşkesi bozması neredeyse eş zamanlı bir şekilde ilerledi. Bu noktada 2012 yılında yürüttüğüm çalışmanın katılımcılarının ifade ettiği birkaç noktayı aktarmak istiyorum. Katılımcılardan bazıları “Kürt sorunu nasıl çözülür” soruma “bu sorun çözülmez” diye cevap veriyorlardı. “Peki, neden çözülmez” diye sorduğumda ise çok çeşitli cevaplar alıyordum. Örneğin Kürtlerde ortaya çıkan bazı konular vardı; “ne olursa olsun Kürtlerin susturulmaya çalışılması” sorunun çözümünde bir engel olarak görülüyordu. Bugün de gelinen noktada bu konunun sorunun çözümü önünde hala bir bariyer olduğunu söyleyebiliriz. Aynı şekilde Türklerde de “Türkiye’nin iç politikasında yaşananlar” ve “kötü yönetim” sebebiyle Kürt sorununun hiçbir şekilde çözülemeyeceğini dile getirenler olmuştu. Mesela “halkı değil sadece kendi iktidarlarını düşünenler oldukça bu sorun çözülmez” diyenler vardı. Sanıyorum bugünlere kıyasla görece daha sakin bir zaman olan 2012 yılının bulguları bugünün politik atmosferini anlamak için yine de geçerli.

DEMOS: Araştırmanıza göre; siyasi elitlerde ve akademisyenler-gazetecilerde ortak temanın demokratikleşme olduğu ortaya çıkmış, bu çok farklı görüşlerde olan milliyetçi, İslamcı, demokrat – kişiler ve siyasetçilerin ortak bir yerde buluşması esasında önemli bir bulgu. Peki, bu sonucun altı nasıl doldurulabilir? Buradan nasıl bir çözüm imkanı çıkarılabilir, biraz açabilir misiniz?

Kürt sorununun çözümü için hem siyasi elitler hem de sivil toplum düzeyinde ortak nokta olarak demokratikleşme ve insan haklarının uygulanmasının çıkması elbette ki umut verici. Çatışma çözümlerinde belki de en önemli adımlardan birisinin gruplar arasında ortaklaşılan noktaların bulunması olduğu düşünülürse, bu bulgu Kürt sorununun çözümünün demokratikleşme noktasından başlayabileceğine dair bir bilgi de sağlıyor. Fakat bu noktada başka bir sorunu da gündeme getirmek istiyorum. Benim yaptığım çalışmalarda böyle bir ortaklaşma yakalamama rağmen aslında yeni çalışmalarla siyasi elitlerin ve sivil toplumun demokrasiden ne anladığının da ayrıntılı bir şekilde incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Örneğin bir MHP’linin demokrasi anlayışı ile bir HDP’linin demokrasi anlayışı arasında her ne kadar demokratikleşme ekseninde birleşseler de demokrasinin nasıl yürütüleceği konusunda farklılıklar olmasını bekliyorum. O yüzden bu nokta her ne kadar önemli bir nokta olsa da daha fazla çalışma yapmadan tek bir nokta üzerinden ilerlenebileceğini zannetmiyorum. Ancak bu noktalar da açıklığa kavuşturulduktan sonra çözüm sürecinin daha net bir şekilde ve daha sağlıklı yürütülebileceğine inanıyorum.

DEMOS: İnsanların sorunu nasıl anlamlandırdığından yola çıkarak, önümüzdeki süreçte yeniden barış görüşmelerinin gerçekleşmesi durumunda neler daha farklı yapılabilir?
Çatışma çözümlerinde insanların ya da grupların hangi noktalarda uzlaştığını bulmak en önemli adımlardan birisidir ve bu noktalar gruplar arası diyaloğun önünün açılmasını sağlar. Fakat aynı grupların endişeleri, kaygıları ve sorunu tanımlayış biçimleri de birbirinden büyük ölçüde farklılaşır. Bu sebeple barış sürecini yürütecek kişiler tarafların hem ortaklaştıkları hem de ayrıştıkları noktaları dikkate almalıdır. Tarafların kaygılarını gidermek, eğer giderilemiyorsa en azından bu kaygıların diğer taraf tarafından “duyulduğunun” ve “anlaşıldığının” hissettirilmesi bile çatışan taraflar arasındaki gerilimi azaltmaya yardımcı olabilir. Örneğin benim çalışmamda milletvekilleri arasında Öcalan’ın affı, anayasada Kürt kimliğinin tanın(ma)ması ve eğitim ve/veya yayın alanında Kürt dilinin tanın(ma)ması gibi konular oldukça tartışmalı konulardı ve bu konular milletvekillerini bölmekteydi. Akademisyen ve gazeteciler arasında ise, PKK’nın bir terörist örgüt olup olmadığı, Kürt kimliğinin anayasada tanınması gerekip gerekmediği ve Türkiye’nin üniter yapısının muhafaza edilip edilmemesi gerektiği tartışmalı konulardı. Farklı etnik gruplardan gelen katılımcıları ise bölen konular çok daha fazlaydı. Örneğin Kürt sorununun bir kimlik sorunu olup olmadığı, Kürt sorununun Kürtlere yönelik ayrımcılıktan ya da Kürtlerin inkâr edilmesinden kaynaklan(ma)dığı, PKK’nın Büyük Orta Doğu Projesinin aktörü olup olmadığı, Kürtlerin yabancı güçlerin piyonu olup olmadığı, Kürt kimliğinin anayasada, Kürtçenin de eğitim sisteminde ve yayın alanında tanınması gerekip gerekmediği ve Öcalan’ın serbest bırakılıp bırakılmaması gibi konular oldukça tartışmalıydı.

Her bir kesim için ayrı ayrı öne çıkan bu noktalar, farklı grupların Kürt sorununu anlamaları bakımından psikolojik olarak ayrıştıkları noktaları temsil etmektedir. Yeniden bir barış süreci başlatılırsa her bir kesimde ortaya çıkan bu noktalara dikkat edilmeli ve her bir kesimin bu noktalara atfettiği önem derecesi de araştırılmalıdır.

DEMOS: Son olarak siz de barış için imzacı olan akademisyenlerdensiniz. Buna dair bir şeyler söylemek ister misiniz? Çalışmanızda üç gruba ayırarak görüştüğünüz kesimlerden birini de akademisyenlerin içinde olduğu uzmanlar ve entelektüeller oluşturmakta. Çalışmanızla ilişkisini kurarak akademisyenlerin barış mücadelesi ve barış çabalarına katkısı çatışmaların devam ettiği bu süreçte nasıl olabilir?

Barış için Akademisyenler tam da çatışmanın yeniden alevlendiği ve bölgede sayısız insan hakları ihlallerinin yaşandığı bir dönemde ses çıkardılar. Bu gidişe dur dediler ve devletin bölgede yaptıklarına itiraz ettiler. Bu çok önemli bir duruştu. Eğer Erdoğan bu olayı ülkenin gündemine taşımasaydı sanıyorum bu imzalar ne ulusal ne de uluslararası düzeyde bu kadar ses de getirmezdi. Ama Erdoğan ülkenin entelektüelleri tarafından bu şekilde eleştirilmeye dayanamadı ve akademisyenleri hedef tahtasına oturtarak böyle bir söylem üretmeyi tercih etti. Daha sonraki süreçte akademisyenlerin birçoğu farklı şiddet biçimlerine maruz kaldı. Birçoğu işini kaybetti, kimisi ülkeyi terk etmek zorunda kaldı, kimisi ise ülkeyi terk etmek istese dahi pasaportlarının iptal edildiği gerçeğiyle karşılaştı ve ülkeyi terk edemedi. Yaşanan darbe teşebbüsü ve sürekli uzatılan OHAL’lerle bu süreçte hak aramak neredeyse imkânsız hale geldi.

Bu gibi çatışma bağlamlarında elbette ki akademisyenlerin ses çıkartması çok önemlidir, çünkü akademisyenler uzmanlık alanları sebebiyle çatışmanın nasıl çözülebileceğine dair hem yollar gösterebilir, hem de siyasi elitlerin gör(e)mediği ama çatışma çözümünde dikkate alınması gereken noktaları siyasi elitlerin görmesini sağlayabilir. Bu sebeple, KHK’larla ihraçların bu süreci daha da zorlaştırdığını ve Türkiye’de akademinin adeta çölleştiğini düşünüyorum. Ama bir yandan da akademisyenler arasında harika bir dayanışma yükseliyor ve bu dayanışma da umudumuzu arttırıyor. Umarım bu dayanışma daha da büyüyerek devam eder, yapılan haksızlıkların giderilmesine yardımcı olur ve akademisyenlerin Kürt sorununun çözümü için daha güçlü bir şekilde seslerini duymaya devam ederiz.

 

Röportaj için teşekkür ederiz.

 

Dr. Özden Melis Uluğ’un bazı seçilmiş yayınları:

Uluğ, Ö. M. & Cohrs, J. C. (2017). “If We Become Friends, Maybe I Can Change My Perspective:” Intergroup Contact, Endorsement of Conflict Narratives, and Peace-Related.

Uluğ, Ö. M. (2016). A Q Methodological Investigation of the Kurdish Conflict Frames among Parliamentarians, Experts and Lay People in Turkey, Jacobs Üniversitesi, Psikoloji Bölümü, Doktora Tezi.